BULL2012

Biliyorum, hayattan nefret eden herhangi birinden farkım yok. Öptüm sizi güzeller.

Womb


Kamburum, yüklerim.
Birer birer patlayan benim güzel sivri çıbanlarım.

Dağıldığınız serin.
Ben mi size
siz mi bana
katlanıyoruz ışın masasından dökülen lekelerde.
Her gözümü açtığım kaba yanığı
pencereme bir demir daha saplarken.

Eski bir şehir vardı
ben ona osmaneli diyorum
siz ona osmaneli diyorsunuz
ama ben ona osmaneli diyorum.

Plastiktir benim ağaçlarım
siktir et.

Adımlararası sancılar
ölüm doğuruyorum.
Rahmimden sızıyor gülen amorflar
toz olup yapışıyorlar ciğerlerime
katranım, evladım.

Yine de elimde bir makas
göbek bağım başka bir evrende
sizin olmadığınız
benim olamadığım
bir yer ler de.

Kamburum, benim mükemmel yüklerim.

Lütfen
gidin, hiç olmadığınız anılarımla yalnız kalan,

benden.

And the shitfart goes to.

Şöyle bir bloguma bakındım, hangi ergen acılı dünya vs ben temalı konu varsa doldurmuşum içini. Biriniz de uyarmıyorsunuz lan. Sadist misiniz olm siz?

Neyse, ne diyordum. Ha evet, keder klozeti. Aslında amacım böyle bir blog tarzı değil tabi ki, sanırım eğlendiğim zaman blog mlog aklıma gelmediği için durgun yazılar hücresine dönüşmüş burası. Ea, gerek yok tabi ki. Sonuçta hiçbiriniz bunları anlayabilecek kapasitede mahlukatlar değilsiniz.

Nıhahaha.

Tamam, tamam.

Biraz omuzları gevşetip yeni yayın hayatımıza başlamak için kendimi uyarma bölümü oldu bu, her ne kadar am göt meme kıvamında gitmeyecek olsam da burada eksik olan şeyi yeni keşfettim. Beni. Ne dinlerim, ne konuşurum, balinalarla hipopotamların evrimsel olarak birbirine en yakın akrabalar olması hakkında ne düşünürüm, yok bunlar lan burada. Neredeler peki? Feysbukta, tivitırda, alakasız sayfaların alakasız yorumlarında. Hayır dostum hayır, bu böyle devam etmez. Sütün gelmediği memeye ben meme demem.

Evet, kabul ediyorum son cümleyi sırf görselle alakası olsun diye kurdum.

Blog, mlog. He he he. Artık böyle.

She needs to rest now.

Anneannem ölmeden önce,
bir mektup tutuşturdu elime.
"10 yıl sonra." dedi sessizce
"Senin için, sen aç diye."
Hafif bir esintiyle
bıraktı beni bir hastanede,
biraz önce bir anneanne
ve artık bir ceset ile.
Ellerimde taşıdığım hediye
kilitledi parmaklarımı zehiriyle
bir zamanların yüreğinde
şimdi bomboş bir kelime.
Yırtınca zarfı o belirsizlikte
bir fotoğraf düştü yere
kirli tonların çevresinde
hiç bilemediğim güzellikte.
Bir melek dokundu gözlerime.
Bir şeytan cehennemime.
Yerde uzanmış eski bir karede
öptüm ölümü gölgesiyle.
Bir fotoğraf, bir cenaze
bir sonbahar denizine
akan kaybolmuş son çare.
Renkleri kaybolmuş senelerce,
bir hüzün mü bu gülümseme?
Bil ki içi amorf saklı minik çerçeve,
duvarlarımın ardında gezinen hislerime
tek bir damla inleme
yeterdi belki de.
10 yıl gibi geçti her saniye
ve çürüdü ceset gözlerimin önümde
ve canlandı bir hatıra zihnimde
bir fotoğrafın grileriyle.
Sordu utanmadan "Niye?"
"Niye bu anlamsız gaye,
geride tek kalan benim işte.
Ben, senin anılarına dere
ta ki sen de yok ol ebediyette,
bir ben kalayım geride."

Anneannem ölmeden önce
öperdi beni tüm sevgisiyle.

Ve ben gömdüm onu yine de,
kendimi gömdüğümü bile bile.