Good old fool

Eskişehir'e gitti. Tanıdık bir yüz aradıktan sonra vazgeçip suratların arasına karıştı. Çay içti. Sigara içti. Bekledi. Hoca dediği kişinin elini sıkarken artık derse devam edip okulunu bitireceğini söyledi. Eğlenmedi. Sıkılmadı. Sadece yolculuğun yorgunluğunu hissetti. Sert bir rüzgar esiyordu, temiz bir hava vardı, şehir miskindi. Çay içti, sigara içti. İçinde sonsuzluğu dolduracak kadar geniş bir boşluk her nefesinde daha da büyüyordu ama yapabileceği bir şey yoktu. Çok geçti. Her adımında artan gerginliği saçma bir his olarak değerlendirdi. Çok derinlerde bir ses martıları özlediğinden bahsediyordu, ama artık o çok derin sesleri dinlemiyordu. Zaten İstanbul'a döndüğü zaman hepsini unuttu.

Hiç yorum yok: